Dinimizde, nasîhatin önemi büyüktür. Hadîs-i şerîfte (Din nasîhattir.) buyurulmuştur. Allahü teâlâ hadîs-i kudsîde buyuruyor ki:
(Ölümün geleceğini bildiği hâlde sevinen, hesâba çekileceğini bildiği hâlde mal biriktirme hırsı ile yanıp tutuşan, yalnız başına mezara gireceğini bildiği hâlde gülüp oynıyan, dünyanın yok olacağını bildiği hâlde dünyaya sımsıkı sarılan, âhıreti bildiği hâlde, dünya ile huzûr bulmaya çalışan kimselere şaşılır.)
(Dili ilim saçıp gönlü ilimden uzak olan, dışını yıkadığı hâlde gönlünü temizlemiyen, başkalarının kusûrlarını araştırıp kendi kusûrlarını görmiyen, âhırette hesâba çekileceğini bildiği hâlde gülüp eğlenenlere şaşılır.)
(İlim, amel ve ihlâsında her gün biraz daha ileri gitmiyen zarardadır. Böyle kimsenin ölmesi yaşamasından hayırlıdır. Bildiği ile amel edene bilmediğini öğretirim.)
(Ey insanoğlu, sizi namaz ile denedim, tembelsiniz. Dert ile denedim şikâyetçi olarak gördüm. Eğer keremim erişmezse rahmete kavuşamazsınız. Kanâat edin rahmet bulun! Hasedi terk edin, huzûra kavuşun! Gıybeti terk edin Allah sevgisi gâlip olsun!)
(Ey insanoğlu, sanki ebedî kalacakmış gibi dünyalık yığmaya çalışıyorsun. Her gün ömrün eksiliyor, farkında değilsin. Aza kanâat edip hamdetmiyorsun. Çok istiyorsun, ne kadar çok versem yine doymuyorsun. Benden sana her gün yeni rızıklar gelirken, senden bana çirkin ameller geliyor. Ne tuhaftır ki, verdiğim rızkı yerken bana isyân ediyorsun.)
(Tevbeyi unutup uzun amellere kapılmayın! Başkasını hayra teşvik edip kendinizi unutmayın! Herkesten vefâ beklerken vefâsız olmayın!)
(Gerçek mümin, Allaha ve Resûlüne inandıktan sonra, kötülük edene iyilik eden, gelmiyene giden, kendisine hakaret edene, ikrâm ve hürmet eden kimsedir.)
(Bana verdiğiniz sözde durun ki, ben de vadimi yerine getireyim. Cennete ancak sâlih amellerle gidilir. Cennet sabredenlerin yeridir. Âlimlerin sohbetine gitmekle rahmetimi isteyin! Çünkü benin rahmetim, bir ân âlimlerden ayrılmaz. Yoksullara merhamet etmekle benim rızâmı isteyin! Yoksula karşı büyüklenenler, kıyâmet günü karıncalar gibi ayak altlarında kalır. Yoksula iyilikte bulunanı dünya ve âhırette yükseltirim. Bir yoksulun bir kusûrunu açığa vuranın yetmiş kusûrunu açıklarım. Yoksulu hor gören, onun kalbini kıran, benimle savaşmış gibidir.)
(Nice zenginler vardır ki, servetleri onları azdırır. Nice sıhhatli insanlar vardır ki, onları sağlıkları azıtır. Nice âlimler vardır ki, onları ilimleri azdırır, nice câhiller vardır ki, cehâletleri onları ifsâd eder. Beli bükülmüş ihtiyârlar, benden korkan gençler ve memedeki yavrular olmasa, bir damla yağmur yağdırmaz, yerden bir çekirdek bitirmez, onlara devamlı azâb ederdim.)
(Bana olan ihtiyâcınız kadar bana itâat edin! Cehenneme dayanabileceğiniz kadar günah işleyin! Îmânınızı düzeltin! Dîninizi düzeltirseniz ölümünüz de güzel olur.)
(Ey insanoğlu, sabret, alçak gönüllü ol ki, seni yükselteyim. Af dile ki, seni affedeyim! Benden iste, sana vereyim. Sadaka ver, malını bereketlendireyim. Yakınların ile ilgilen, ömrünü bereketlendireyim. Benden sıhhat ve âfiyet iste ki seni sıhhatli kılayım.)
(Ölüm, bütün gizli işlerinizi açığa çıkarır, kıyâmet onları ortaya kor. İşlediğiniz günahın küçüklüğüne değil, onu kime karşı işlediğinize bakın! Rızkınızın azlığına veya çokluğuna değil, onu veren Rabbinize bakın! Benim mekr-i gazabımdan emin olmayın! Hangi işiniz için kızacağımı bilemezsiniz. Ben sizin görünüşlerinize, servetlerinize değil, kalbinizdeki niyyetlerinize ve buna uygun olan amellerinize bakarım.)
MÜSLİMÂN OLMADIKLARI HÂLDE
MÜSLİMÂNLIĞA HAYRÂN OLAN VE
ALLAHÜ TEÂLÂNIN VARLIĞINA İNANAN
MEŞHÛR İNSANLARIN SÖZLERİ
Aşağıda, kendileri müslimân olmadıkları hâlde, Allahü teâlâya inanan ve müslimânlığa hayrân olan birçok meşhûr kimseden bazılarının islâmiyyet hakkında neler düşündüklerini kısaca nakl ediyoruz.Bu tarzda düşünen insanlar, o kadar çokdur ki, burada içlerinden ancak meşhûr [tanınmış] olanları seçmek mecbûriyyetinde kaldık. Seçdiklerimizin arasında hepinizin pek iyi tanıdığı büyük kumandanlar, devlet adamları, fen adamları bulunmakdadır. Şimdi onların söylediklerini dikkat ile okuyalım:
NAPOLEON:
Târîhe askerî dâhî, aynı zemânda bir devlet adamı olarak geçen Fransa imperatoru birinci Napoléon (Napolyon) (1769-1821) Mısra girdiği 1212 [m. 1798] senesinde, İslâmiyyetin büyüklüğüne, doğruluğuna hayrân kalmış, hattâ bir aralık müslimân olmağı bile düşünmüşdü. Aşağıdaki satırlar Cherfilsin, (Bonaparte et İslâm)ismindeki eserinden aynen alınmışdır:
(Napoléon şöyle diyordu:
Allahü teâlânın varlığını ve birliğini, Mûsâ aleyhisselâm kendi milletine, Îsâ aleyhisselâm kendi ümmetine, fekat Muhammed aleyhisselâm bütün dünyâya bildirdi. Arabistân temâmiyle putperest olmuşdu. Îsâ aleyhisselâmdan altı asr sonra, Muhammed aleyhisselâm kendisinden evvel gelmiş olan İbrâhîm, İsmâîl, Mûsâ ve Îsâ aleyhimüsselâmın bildirdikleri Allahü teâlâyı arablara tanıtdı. Arabların yanına sokulan Aryenler [yanî Aryüse tâbi olan hıristiyanlar] ve hakîkî Îsâ dînini bozarak onlara üç tanrı, ya’nî Allah, Allahın oğlu, Rûh-ul-kuds gibi, kimsenin anlıyamıyacağı akîdeleri yaymağa çalışanlar, şarkın sulh ve huzûrunu temâmen bozuyorlardı. Muhammed aleyhisselâm onlara doğru yolu gösterdi, arablara Allahü teâlânın bir olduğunu, Onun ne babası, ne de oğlu bulunmadığını, böyle birkaç Allaha tapmanın puta tapmakdan kalan saçma bir âdet olduğunu anlatdı.)
Kitâbın başka bir yerinde Napoléonun, (Öyle zannediyorum ki, yakında bütün dünyânın aklı başında kültürlü insanlarını biraraya toplayarak bir hükûmet kurmak ve bu hükûmeti [Kurânda yazılı olan esâslara göre] idâre etmek imkânını bulacağım. Ancak Kurânda yazılı olan esâsların doğruluğuna inanıyorum.Bunlar, insanları bahtiyârlığa götürecekdir) sözleri yazılıdır.
Prof. CARLYLE:
Dünyânın tanıdığı en büyük ilm adamlarından biri olan İskoçyalı Thomas Carlyle, (1210 [m. 1795]-1298 [m. 1881]) 14 yaşında üniversiteye girmiş, hukuk, edebiyyât ve târîh okumuş, Almanca ve Şark dillerini öğrenmiş, meşhûr Alman edîbi Goethe ile mektûblaşmış ve onu ziyâret ederek, ona islâmiyyet hakkındaki düşüncelerini nakl etmiş, Prusya Kralı ona (powr le mérite) nişânını vermiş, Edinburgh Üniversitesi onu rektörlüğe seçmişdir. Carlyle’in (Zencî meselesi), (Fransa ihtilâli), (14 ve 15. asrda Alman Edebiyyâtı), (Goethe ve Goethenin ölümü), (Modern İşçiler), (Kahramanlar ve Kahramanlara tapma ve Târîhde Kahramanlık) [1943 senesinde Reşad Nuri Güntekin tarafından türkçeye çevrilmişdir], (Altı Konferans) adlı eserleri vardır.
Aşağıdaki parça onun bir eserinden seçilmişdir:
(Araplar, Muhammed aleyhisselâm ve Onun asrı:Muhammed aleyhisselâm gelmeden evvel, arabların bulundukları yerlere kocaman bir ateş parçası sıçramış olsaydı, kuru kum üzerinde gayb olup gidecek ve hiç bir iz bırakmıyacakdı. Fekat Muhammed aleyhisselâm gelince, bu kuru kum dolu çöl, sanki bir barut fıçısına döndü. Delhîden Granadaya kadar her yer birdenbire semâya yükselen alevler hâline geldi. Bu büyük zât, sanki bir şimşekdi ve Onun etrâfındaki bütün insanlar, Ondan ateş alan parlayıcı maddeler hâline dönmüşlerdi.)
Konferansından:
(Kurân-ı kerîmi okudukca, onun alelâde [sıradan] bir edebî eser olmadığını, hemen his edersiniz. Kurân-ı kerîm, kalbden gelen ve diğer bütün kalblere hemen nüfûz eden bir eserdir.Diğer bütün eserler, bu muazzam eser yanında, çok sönük kalır. Kurân-ı kerîmin göze çarpan ilk karakteri, onun doğru ve mükemmel ve yol gösterici, dürüst bir rehber olmasıdır.Bence, Kurân-ı kerîmin en büyük meziyyeti budur. Bu meziyyet diğer birçok meziyyetlere de yol açmakdadır.)
Seyâhat hâtırası:
(Almanyada, dostum Goetheye, islâmiyyet hakkında topladığım bilgileri ve bu husûsdaki düşüncelerimi anlatmışdım. Goethe beni dikkat ile dinledi ve en sonunda bana, (Eğer islâm bu ise, hepimiz müslimânız) dedi.)
MAHATMA GANDHİ:
Gandhi (1285 [m. 1869]-1367 [m. 1948]) Batı Hindistânın tanınmış hıristiyan bir âilesindendir. Babası, Porbtandar şehrinin baş papazı idi. Çok zengindi. Gandhi, Porbtandar şehrinde doğdu. Lise tahsîli için, İngiltereye gitdi. Tahsîlini temâmladıkdan sonra Hindistâna döndü. 1893 de bir Hindistân firması, onu Güney Afrikaya yolladı. Gandhi, orada çalışan Hindlilerin ne kadar ağır şartlar altında çalışdıklarını, ne kadar fenâ muâmele gördüklerini müşâhede edince, onların dahâ iyi siyâsî haklara kavuşmaları için mücâdeleye karâr verdi. Kendini, Hindû milletine adadı. Hindûların hakkını korumak için, Güney Afrika hükûmeti ile uğraşırken, tevkîf ve habs edildi. Fekat mücâdeleden yılmadı. Afrikada 1914 senesine kadar kaldı. Sonra kendisine çok iyi para getiren işinden ayrılarak, mücâdele için tekrar Hindistâna döndü. Hindistânın istiklâle kavuşması için 1906 da müslimânların kurduğu (Hindistân müslimân birliği) ile beraber uğraşmağa başladı. Babasının ve kendi servetinin hepsini bu uğurda harc etdi.
İngilizlerin, Pencap eyâletinde 1274 [m. 1858] senesinde yapdıkları gibi, ikinci bir şiddet ve zulm hareketine başlıyacaklarını duyunca, müslimânlar ile berâber hareket ederek, bütün arkadaşlarının devlet hizmetinden çekilmesini ve sessiz bir mücâdele, pasif bir mukâvemete [direnişe] geçmelerini sağladı. Çıplak vücûdüne bir beyâz bez sararak ve yanında taşıdığı bir keçinin sütüyle geçinerek, pasif mukâbeleye devâm etdi. İngilizler evvelâ ona güldüler. Fekat zemânla, fikrlerine candan inanan ve memleketi için her şeyi fedâya hâzır olan bu adamın, bu sessiz mücâdele işinde, bütün Hindistânı arkasından sürüklediğini hayret ve dehşet ile gördüler. Onu hapse atmak, hiç bir işe yaramadı. Gandhinin gayretleri Hindistânın istiklâle kavuşması ile netîcelendi. Hindûlar ona (Mübârek) manâsına gelen Mahatma ismini verdiler.
Gandhi, islâm dînini ve Kurân-ı kerîmi dikkat ile incelemiş ve müslimânlığa hayrân olmuşdu. Bu husûsda şöyle demekdedir:
(Müslimânlar, en azametli ve muzaffer günlerinde bile, müteassıb olmamışdır. İslâmiyyet, dünyâyı yaratana ve Onun eserine hayrân olmayı emr etmekdedir.Batı, korkunç bir karanlık içinde iken, Doğuda parlayan göz kamaşdırıcı islâm yıldızı, azâb çeken dünyâya ışık, sulh ve râhatlık vermişdir. İslâm dîni, yalancı bir din değildir. Hindûlar bu dîni saygı ile inceledikleri zemân, onlar da, islâmiyyeti benim gibi seveceklerdir.Ben, islâm dîninin Peygamberinin ve Onun yakınında bulunanların, nasıl yaşadıklarını bildiren kitâbları okudum. Bunlar, beni o kadar ilgilendirdi ki, kitâblar bitdiği zemân, bunlardan dahâ fazla olmamasına üzüldüm. Ben şu kanâate vardım ki, islâmiyyetin sürat ile yayılması, kılıç sebebi ile olmamışdır. Aksine, her şeyden evvel sâdeliği, mantıkî olması ve Peygamberinin büyük tevâzuu [alçak gönüllülüğü], sözünü dâimâ tutması, yakınlarına ve müslimân olan herkese karşı sonsuz sadâkati sebebi ile islâm dîni birçok insanlar tarafından seve seve kabûl edilmişdir.
Şûra / 37. Onlar, büyük günahlardan ve hayasızlıktan kaçınırlar; kızdıkları zaman da kusurları bağışlarlar.
----------------------------------------
Al-i İmran / 134. O takvâ sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları
affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever.
-------------------------------------------
Araf / 154. Musa'nın öfkesi dinince levhaları aldı. Onlardaki yazıda Rablerinden korkanlar için hidayet ve rahmet
(haberi) vardı.
-------------------------------------------
Tevbe / 15. Ve onların (müminlerin) kalplerinden öfkeyi gidersin. Allah dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah bilendir,
hikmet sahibidir.
YUKARIDAKİ RESME TIKLAYARAK KUR'AN-I KERİM İN İSTEDİĞİNİZ SURESİNİ ARAPÇA OLARAK DİNLEYEBİLİRSİNİZ.
"Kim namazı kılarsa dinin direğini yapmış olur,kim de namazı terkederse dinin direğini yıkmış olur."(Hadis-i Şerif)
Namazin Sartları
1) Hadesten Taharet: Hades denilen manevî kirin giderilmesi için, abdest almak, gerekli hallerde gusül yapmaktir.
2) Necasetten Taharet: Namaz kilacak kisinin, bedeninde, üzerindeki elbisede ve namaz kilacagi yerde pislik varsa bunlari temizlemektir.
3) Setr-i Avret: Namaz kilacak kisinin vücudunda örtünmesi gereken yerleri örtmesi demektir.
Erkeklerin: Göbek ile diz kapagi arasini (dizkapagi dahil),
Kadinlarin: Yüz, el ve ayaklardan baska vücudunun her tarafini örtmeleri gerekir.
4) Istikbal-i Kible: Namazi kibleye dönerek kilmaktir. Kible, Mekke sehrindeki kutsal bina olan Kâbe yönüdür. Kâbe, Hz. Ibrahim ve Hz. Ismail tarafindan yapilmistir.
5) Vakit: Namazlari kendi vakitleri içinde kilmaktir.Vakti gelmeden bir namazi kilmak caiz degildir.
6) Niyet: Hangi namazi kildigini bilmek ve kalbinde hatirlamaktir. Niyetin dil ile söylenmesi sünnettir.
Namazin Rukünleri
1) Iftitah Tekbiri: Namaza baslarken tekbir almak demektir.
2) Kiyam: Namazda ayakta durmak demektir.
3) Kiraat: Namazda ayakta iken biraz Kur'an okumaktir.
4) Rükû': Namazda eller diz kapagina erisecek kadar egilmektir.
5) Sücûd: Rükû'dan sonra ayaklar, dizler ve ellerle beraber alni yere koymaktir.
6) Ka'de-i Ahîre: Namazin sonunda "Ettehiyyatü" okuyacak kadar oturmak demektir.
Namazin Vacibleri
1) Namaza "Allahu Ekber"sözü ile baslamak.
2) Farz namazlarin ilk iki rek'atinda, nafile namazlarin her rek'atinda Fatiha suresini okumak.
3) Farz namazlarinin ilk iki rek'atinda, vitir ve nafile namazlarin her rek'atinda Fatihadan sonra sûre veya ayet okumak.
4) Fatihayi sureden önce okumak.
5) Secdede alin ile beraber burnu da yere koymak.
6) Üç ve dört rek'atli namazlarin ikinci rek'atinda oturmak (Buna ka'de-i ûlâ=birinci oturus
7) Namazlardaki birinci oturus ile son oturuslarda ettehiyyatü'yü okumak.
8) Cemaatle kilindigi zaman sabah, cuma, bayram, teravih ve vitir namazlarinin her rek'atinda, aksam ve yatsi namazlarinin ilk iki rek'atinda imamin fatiha ve sureyi açiktan, ögle ve ikindi namazlarinda ise, gizlice okumasi.
9) Imama uyan cemaatin fatiha ve sureyi okumayip susmasi.
10) Vitir namazinda kunut tekbiri almak ve kunut dualarini okumak.
11) Bayram namazlarinda alinan ilâve tekbirler.
12) Ta'dili erkân, yâni ayakta iken dosdogru, rükûda dümdüz olmak (Kadinlar biraz meyilli dururlar), rükûdan kalkinca iyice dogrulmak, iki secde arasinda tam oturmak.
13) Namazin sonunda saga ve sola selâm vermek.
14) Namazda yanilma olursa sehiv secdesi yapmak.
Namazin Sünnetleri
1) Bes vakit namaz ile Cuma Namazi için ezan ve kamet getirmek
2) Iftitah tekbirini alirken elleri yukariya kaldirmak
3) Sübhaneke ve Eûzu-Besmele'yi sessizce okumak
4) Sag eli sol el üzerine koymak
5) Fatiha'dan sonra gizlice 'amin' demek
6) Rükû ve secdeye egilip kalkarken alinan tekbirler
7) Rüku ve secde tesbihleri. ( Rukû'da üç defa "SÜBHANE RABBIYE'L AZÎM" ve her iki secdede üçer defa SÜBHANE RABBIYE'L ÂLÂ" demek.)
8) Rukü'dan dogrulunca "SEMIALLAHU LIMEN HAMIDEH" ve hemen arkasindan "RABBENA LEKE'L HAMD" demek.
9) Kiyamda bir özür bulunmadigi takdirde iki ayagin arasini dört parmak kadar açik bulundurmak.
10) Rukü'da parmaklar açiK olarak dizleri tutmak, dizleri, dirsekleri dik ve sirti bas ile dümdüz halde bulundurmak.
11) Secdeye varirken önce dizleri, sonra elleri, sonra yüzü vere koymak. Secdeden kalkarken önce yüzü, sonra elleri, sonra dizleri kaldirmak.
12) Tahiyyati sessizce okumak.
13) Selama sagdan baslamak
14) Sütre edinmek (Önü açik yerde namaz kilarken önüne sütre koymak)
Namazi Bozan Seyler
1) Namazda konusmak.
2) Birsey yemek veya içmek.
3) Kendi isitecegi kadar gülmek (yanindakilerin isitecegi kadar gülerse abdesti de bozulur.)
4) Birine selâm vermek veya verilen selâmi almak.
5) Gögsünü kibleden çevirmek.
6) Dünyaya âit bir seyden veya bir agridan dolayi aglamak "ah" demek. (Allah korkusundan dolayi aglamak namazi bozmaz.)
7) Öksürügü yok iken öksürmeye çalismak. (Elde olmayarak normal gelen öksürük namazi bozmaz.)
8) Namazda bir is yapmaya çalismak.
9) Bir seye üflemek.
10) Kur'an'i, manasi bozulacak sekilde yanlis okumak.
11) Ayeti mushaf'a bakarak (yüzünden) okumak.
12) Namazda abdesti bozulmak.
13) Teyemmüm eden kimsenin namazda suyu görmesi, mesh müddetinin namazda bitmesi.
14) Sabah namazini kilarken günesin dogmasi.
15) Cemaatle namazda kadinlarla erkeklerin arada bir perde olmadan yanyana bir safta kilmasi.
16) Namazda örtünmesi gereken yerlerin açilmasi ve bu açilmanin bir rükûn yapacak kadar süre devam etmesi.
17) Bayilmak, çildirmak...
Namazin Mekruhlari
1) Sıkışık abdestle namaz kilmak
2) Namazda elbise veya bir baska yerle oynamak
3) Namazda bir yere dayanmak
4) Gerinmek veya esnemek
5) Parmaklari çitlatmak
6) Özürsüz bagdas kurmak
7) Insan yüzüne karsi kilmak
8) Kiraatta, Kur'an-i Kerimdeki siraya uyulmamasi. Bir sure atlamak
9) Erkeklerin secde ederken kollarini tamamiyla yere dösemeleri
10) Tek ayak üzerinde durmak veya bir ayagi yerden kesmek ve digerine dayanmak
11) Namazda daha selam vermeden terleri veya yüze dokunmus olan topraklari silmek
12) Namaz içinde, verilen selami el veya bas isaretleriyle almak
13) Ikinci rekatta birinci rekata göre daha uzun okumak
14) Yanmakta olan atese dogru namaz kilmak....
Hak teâlâ, ilmi çok yerde övdü, Kurânda,
Resûlün, ilmi emr eden sözleri, meydânda.
İslâmın en büyük düşmanıdır, bil, cehâlet,
çünki, cehl mikrobunun hastalığı: Felâket!
Cehâlet olan yerden, din gider dedi, Nebî.
Dîni seven, o hâlde ilmi, fenni sevmeli!
Cennet, kılınc gölgesinde, demedi mi hadîs,
atom gücü, jet uçuşuna bu emr, pek vecîz!
İslâmın zilletine cehldir, bütün illet!
ey derd-i cehâlet, sana düşmekle, bu millet!
Bir hâle getirdin ki, ne din kaldı, ne nâmûs,
ey sîne-i islâma çöken, kapkara kâbus.
Ey biricik düşman, seni öldürmeli evvel,
sensin, bize kâfirleri, üstün çıkaran el!
Ey millet, uyan, cehline kurban gidiyorsun!
İslâm gerilikdir, diye bir damga yiyorsun!
Allahdan utan, bâri bırak, dîni elinden,
gir, leş gibi, topraklara kendin, gireceksen!
Lâkin bu sözüm de, tesîr etmez ki câhile,
Allahdan utanmak da, olur elbet, ilm ile.
HİKAYE
BAŞKA DUÂ BİLMEZ MİSİN?
Bir şahıs, Harem-i Şerîfin kapısında, Ey doğrulara yardım eden, haramlardan kaçınanları koruyan Allâhım!.. diyerek hep aynı duâyı okuyordu. Ona, Sen başka duâ bilmez misin? dediler. O şöyle açıkladı, bu duâyı tekrar etme sebebini:
Ben Beyt-i Şerîfi tavâf ederken ayağıma takılan bir şeyi eğilip aldım. Bir de baktım ki, içinde bin altın bulunan bir kese. Şeytanımla îmânım mücâdeleye tutuştular. Bin altın çok para, senin bütün ihtiyaçlarını karşılar dedi şeytanım. Îmânım ise, Bu haramdır, boşuna saklama; sahibini bul, teslim et! dedi. Ben böyle mücâdele içinde iken, birinin sesi duyuldu:
Burada, içinde bin altınım bulunan kesem kaybolmuştur. Kim buldu ise getirsin, ona otuz altın müjde vereyim!
Bin haramdan otuz helâl hayırlıdır, diyerek keseyi sahibine teslim ettim. O da bana otuz altın verdi. Bunu alıp bakırcılar çarşısında gezerken, bir Arap kölenin bu paraya satıldığını görünce, hemen satın aldım. Bir müddet sonra bu kölenin yanına bir kısım Araplar gelip gizlice konuşmaya başladılar. Köleden ne konuştuklarını sordum. Saklamayıp aynen anlattı:
Ben Mağrip sultânının oğluyum. Babam, Habeş melikiyle cenk edip savaşı kaybetti. Beni de esir alıp buralarda sattılar. Babam bunları göndermiş, elli bin altın da vermiş ki, beni satın alıp götürsünler. Sen bana çok iyilik ettin, kendi evlâdın gibi baktın. Bundan dolayı memnun kaldım. Bunlar beni satın alacaklar; sakın az altına râzı olma, elli bin altına sat beni.
Dediği gibi oldu. Elli bin altına sattım köleyi. Bu kadar büyük sermaye ile bir kısım mallar alıp Bağdata gittim. Orada açtığım dükkânda mallarımı satıyordum. Bir tanıdığım gelip, Meşhur bir tüccar dostum vefât etti, ay gibi güzel kızcağızı yalnız kaldı. Gel bunu sana alalım dedi. Ben de kabul ettim. Kızın, çehiz olarak getirdiği birtakım tabakların üzerinde içi altın dolu keseler vardı. Hepsinin üzerinde de biner altın yazılı iken, birinde dokuz yüz yetmiş altın yazılı idi. Bunun sebebini sorduğumda kızcağız dediki:
Babam bu keseyi Harem-i Şerifte kaybetmiş. Bulan bir helâlzâde keseyi iâde edince, otuz altını ona müjde olarak vermiş, ondan geriye kalanlardır bu kesedeki altınlar.
Bunun üzerine ben Allâha hamd ve şükürlerde bulundum; bunlar hep doğruluğun, iyiliğin bereketi, diyerek hâdiseyi kızcağıza anlattım. Sürur ve saâdetimiz daha da perçinlenmiş oldu!.. (Nevâdir-i Süheylî, Sayfa: 280-81)
Evet, enteresan bir hâdise. Doğruluk ve dürüstlüğün neticesini göstermesi bakımından verdiği mesaj oldukça mühim. Kaldı ki bu, sadece dünyadaki semeresi. Âhiretteki karşılığı ise, ebedî bir saâdet. Rabbimiz cümlemizi, îmânımızın sesine kulak vererek sadâkat ve istikametten ayırmasın. Âmîn...
Alıntı:Fazilet Takvimi, 2001
MAKALE
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
MÜMİN NASIL OLMALI ?
Elhamdülillahi Rabbil alemin vessalatü vesselamü ala rasulune Muhammedin ve ala alihi ve ashabihi ecmain.
Sevgili Mümin ve Mümine kardeşlerim Allahın selamı hepimizin üzerine olsun.
Sevgili kardeşlerim takva İslamın insanlar arasındaki tek üstünlük ölçüsüdür.Kuranı Kerimin Hucurat Suresi 13.Ayetinde <Şüphesiz sizin Allah yanında en üstün olanınız.Ondan en çok sakınanınızdır.> Öyleyse muttaki yani takva sahibi müminler kimlerdir? Özellikleri nelerdir?Bakara Suresi 3-4.Ayetlerde Cenabı Rabbül Alemin şöyle buyurmuştur;
İslam da en önemli kaide İslami terbiye üzerine İslam emirlerini bizatihi yaşamaktır.Bunun içindir ki Cenab-ı Allahın gönderdiği emirleri ilk önce bizlere rehber olarak gönderdiği peygamberler yerine getiriyorlardı.Peygamberlerin anlattıkları ve yaşadıkları yani özleri birbirine uygun olduğu için ilahi ocak yani din ocağı(müessesesi)hiçbir zaman sönmemiştir.
Peygamberlerin yollarına giden müminler de yalnız söz ile kalmazlar aynı zamanda amel(fiil)ile imanlarını yaşarlar.İmanın nuru daima onların üzerinde görülür.Her ne yapar,ne işlerlerse bilerek,inanarak yapar ve işlerler.Bütün yaptıklarında Allahın rızasını gözetir,Allahın rızasına uygun harekette bulunmayı imanlarının bir icabı bilirler.Hiç kimseye kötü gözle bakmak ve hiçbir kimseyi tahkir etmek onların edebine uygun değildir.Onların düsturları ,yaratılmışları Yaratanından ötürü hoş görmektir.Onun için mümin gönlünün içinden geçirdiği işlerden ve kulağın duyduğu laflardan ,gözün gördüğü şeylerden mesul olduklarını düşünür ve bunun için iyice bilmediği ,duymadığı,görmediği şeyleri bildim,gördüm,duydum demez.Acınacak kimselere acıması samimi olup yapmacık değildir.İlmi çoktur,ağır başlı, eli açık, cömert,hayır yapmak için her türlü fedakarlıkta bulunur,kimseye kibir ve gurur taslamaz,hiçbir şeyde koltuk kabartmaz,işlerinde ve kararlarında zulümden bir iz bulunmaz.
Ölümün kendisinden bir nefes alıp verinceye kadar kendisine yakın olduğunu bildiğinden hayatının her safhasında bütün ölçülerini Allahın bize emrettiği Kuran ve peygamberimizin yapmamızı bildirdiği sünnet üzere ölçülendirir.
Kıldığı her namazın onun son namazı olabileceğini düşünerek bir sonraki namaza ulaşabileceğine garantisi olmadığından namazını bu tevazu, bu huşu,bu ruh hali ile kılar.İnsanlarla bireysel diyaloglarında onların kalbini kırmamaya gayret gösterir.Peygamber Efendimiz(S.A.V)buyuruyor ki:….İnsan dostunun dinindendir.Buna göre herkes kimleri dost edindiğine iyi baksın.
Allahü teala cümlemizin her halimizi ve her durumumuzu kendisinin duyduğunu ve gördüğünü bilen bu şuura ererek o hal üzere hareket ederek yaşamaya çalışan kullarından eylesin. AMİN
YOUTUBE DEN SEÇKİN DİNİ VİDEOLAR____________________________________________________________________
YOUTUBE DEN KIYAMET ALAMETLERİ SERİSİ_________________________________________________________