|
Yeşil ve mavi... Ancak bu kadar birbirine yakışır. Bir taraf alabildiğine mavi, Karadeniz... Diğer taraf alabildiğine yeşil, kayın ve çam ormanları...ve aralarında doğayı bir mücevher gibi süsleyen eski Osmanlı mimarisinin nadide örneklerini taşıyan aşı boyalı asırlık evler. Güneşin denizden doğup, denizden battığı ender güzellikteki yerlerden biri...Tertemiz bir deniz, uzun ıssız kumsallar ve kıyıdan hemen başlayan Küre dağlarının etekleri ve dağları kaplayan çesitli ağaçlarla dolu bir orman.
Burası İnebolu. Karadeniz sahilinin tam ortasında yer alan tipik bir sahil kasabasi. İstiklal savaşı sırasında memleketin kurtuluşunda önemli bir yeri olan, geçmisin kalabalık, ihtişamlı bir ticaret merkezi. Şimdilerde ise sakin, gözlerden uzak, henüz keşfedilmemiş tarihi ve doğal hazineleri barındıran cennet bir yurt köşesi.
Hepiniz hosgeldiniz. Buyrun, İnebolu'yu daha yakından tanıyın...
İNEBOLU TARİHİ
Bilinen en eski tarihi olan M.Ö.
4.yüzyılda Abonoyteikhos adı ile Yunanlılarca deniz kıyısında bir koloni olarak kurulan İnebolu, daha sonraları Abonotikos, Abonuteihos, Abonoupolis, İneapoli, İonopolis, İnepoli adları ile anılmış, Roma, Bizans ve Selçuklu yönetimlerinden sonra Candaroğulları zamanında 1397 yılında Yıldırım Beyazıd tarafından Osmanlı'ya katılmış ve bugünkü adını (İnebolu) almıştır.
İnebolu tarihin her safhasında yoğun bir ticaret merkezi olmuş ve liman kenti olması yüzünden de Anadolu'nun İstanbul'a ve diğer Karadeniz ülkelerine açılmasında çok önemli bir yer edinmiştir. İnebolu'nun gerek sosyo-ekonomik durumu, gerekse coğrafi yapısı onu Türk istiklâlinin mihenk taşı olmaya aday kılmıştır. Mondros Mütarekesi sonrası ülkemizin düşman devletlerince istila edilmesi ve buna karşı olarak Mustafa Kemal Atatürk'ün 1919'da Samsun'a çıkışı ile İnebolu'daki hareketlilik de başlamış oldu. 1921 yılı bu hareketlilik açısından en önemli yıl idi. Şöyle ki; İnebolu, Anadolu'ya dolayısıyla cepheye uzanan en yakın liman şehriydi. İstanbul'dan ve bazı ülkelerden gelen silah, cephane, altın ve benzin gibi maddeler ile Anadolu'ya geçecek asker-sivil, Türk ve yabancı görevli ve gönüllüler, İnebolu'da toplanıyor, büyük kayıklardan çıkartılan cephane ve diğer malzemeler, yaşlı-genç, çocuk-kadın demeden omuzlarda ve kağnılarda patika yollardan Ankara'ya ulaştırılıyordu. Bu durum ilçede yaşayan Postuscu Rumlar'ın ihanetleriyle Yunanlılar'a bildiriliyor ve İnebolu, Yunan savaş gemilerince 9 Haziran 1921'de saldırıya uğruyordu. İnebolu'nun ve onun destan yazan kayıkçı ve halkının bu vatanperverlikleri cephedeki Mustafa Kemal'in "Gözüm Sakarya'da, Dumlupınar'da, kulağım İnebolu'da" şeklindeki sözleriyle anlam buluyordu.İnebolu'nun bu destansı mücadelesi, Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasından sonra 11 Şubat 1924 tarihinde TBMM'nin çıkarttığı 66 numaralı kanunla beyaz şeritli İstiklâl Madalyası ile taçlandırılmıştır. İnebolu'nun vatansever ve cefakar halkına verilen bu ödül, Atatürk tarafından yeterli görülmemiş olmalıdır ki, Türk İnkılâplarının ön önemlilerinden birisi olan Şapka ve Kıyafet İnkılâbı, yine bizzat Ulu Önder'in 25-27 Ağustos 1925 tarihlerindeki İnebolu ziyaretlerinde söylemiş olduğu "Bu serpuşun ismine şapka denir" nutkuyla İnebolu'da başlatılmıştır
İnebolu, masmavi denizine sırtını dayamış yeşilin her tonuna hakim muhteşem doğasıyla, şanlı tarihiyle, görülmeye değer aşı boyalı evleriyle, lezzetli mahalli yemekleriyle, balı, kestanesi, fındığı, böğürtleni ve çeşitli deniz ürünleriyle; temiz tesisleri, plaj ve koylarıyla Karadeniz'in deniz, doğa ve av sporlarının yapılabildiği turizm merkezi olarak sizleri beklemektedir...
ALINTIDIR.
^^ANA SAYFAYA DÖN^^
|