|
I. Dünya Savaşı, İnebolu için sessiz ve zararsız geçmiş gibi görünüyordu. Ancak asıl cephelerin çok uzağında olmasına rağmen İnebolu, savaşın acımasızlığına tanık olmuştu. Zira şehir, 19 Temmuz ve 20 Eylül 1915 ile 8 Ocak 1916 tarihlerinde Ruslar tarafından bombalandı.35 İnebolu, tarihinde ilk kez bir düşman saldırısına uğruyordu. Ayrıca savaş için her mahalleden 35-40 asker toplanmıştı. Fakat savaşın onunda ancak birkaç tanesi geri dönebilmişti. Kayıp yalnızca kişi sayısı değildi. Ölenlerin büyük çoğunluğu, ileride ticari üstünlüğü Rumlardan alacak kadar iyi yetişmiş Ticaret İdadisi son sınıf öğrencileriydi.
Bu arada 1918 yılında Belediye Başkanı Karagülleoğlu Hüseyin Efendinin girişimleriyle İnebolu'ya elektrik getirildi.36 Bu gerçekten de çok ilginç bir gelişmeydi; çünkü o tarihte değil diğer ilçelerde, Kastamonu'da hatta Samsun'da bile elektrik yoktu. Bu gelişmenin değeri ve faydaları Milli Mücadele esnasında çok daha iyi anlaşılacaktı
. Savaşın getirdiği tüm olumsuzluklara rağmen, İnebolu pes etmemesi gerektiğini biliyordu. Zira İnebolu için savaş daha yeni başlıyordu. Bu savaşta ona verilen görev ise Anadolu'nun şah damarı olmaktı.
Anadolu'nun Kalbine Akan Nehir ve Bir Efsanenin Başlangıcı
I. Dünya Savaşı'nı Osmanlı Devleti için bitiren Mondros Mütarekesi, İnebolu için de tehlikeli günlerin habercisiydi. Mütarekenin koşullarından yararlanan ilçedeki Rum azınlık, halkı tahrik edici hareketlere başlamışlardı. İnebolu'daki vapur acenteliklerinin çoğunu ellerinde bulunduran Rumlar, emirlerini, sık sık ziyaret ettikleri Yunanistan ve Avrupa'dan aldıkları için çok iyi organize olmuşlardı. İnebolu'nun tanınmış zenginlerinden biri olan tüccar İstavri Farida'nın oğlu Aristatoli Efendi sözde Pontus hükümetinin İnebolu kaymakamıydı.37 Rumların yaşadığı Acıdonoz, Abladoz, Patrioz gibi mahalleler çarşıdan uzak olduğu için Pontusçular hareketlerini bir dereceye kadar gizleyebiliyorlardı. Ancak takvimler 10 Nisan 1919'u gösterdiğinde, her şey yeniden su yüzüne çıktı ve yıllar önce rafa kaldırılan Pontus dosyası yeniden açıldı. Bu tarihte İnebolu'ya gelen bir İngiliz torpidosunun kumandanı, Mondros Mütarekesi hükümlerince askeri garnizonun tüm silahlarına el koyacaklarını ve İttihatçı olduklarını tespit ettikleri bazı memurların görevlerine son vereceklerini söylemişti.38 Toplanan silahlar torpidoya taşınırken tüm Rumlar bu nakil işlemine yardımcı olmuş, bununla yetinmeyip ilçe halkını ve idarecilerini tahkir ve taciz etmişlerdi.39 Böylece yaklaşık 30 yıldır asıl amaçlarını öyle ya da böyle gizleyen Rumlar artık gerçek yüzlerini göstermişlerdi. Bu hareket, İnebolu'da Rumların ve İtilaf Devletleri temsilcilerinin ilk ittifakı ve ilk gövde gösterileriydi. Ancak o sırada İnebolu'daki silahlara el konulduğunu haber alan Zarbana köylüleri, derhal Şaban Reis adındaki bir piyade kayıkçısının önderliğinde 41 kişilik silahlı bir grubu İnebolu'ya yolladılar. Reis ve adamlarının çarşı içine silah çattıklarını gören Rumlar ise mahallelerine çekildiler.40
Nisan'dan Temmuz'a kadar geçen dönem İnebolu'da nispeten sessiz ama bir o kadar da gergindi. Bu sessizliğin hayra alamet olmadığı 24 Temmuzda İnebolu'ya gelen iki İngiliz komiserinin, Binbaşı Smith ile Yüzbaşı Slight'ın, faaliyetleri ile anlaşıldı. Pontusçuların daveti üzerine İnebolu'ya gelen komiserler, limana uğramadan doğrudan doğruya Patrioz mahallesi açıklarında demirleyen torpidolarından kıyıya çıkarak, bu mahallede bulunan Gürcü kumpanyasının misafirhanesinde eğlenceye başlamışlardı.41 Gelişlerinden ilçenin en büyük mülki amirini haberdar etmedikleri için suçlu konumda olan subaylar, eğlenceleri sırasında durumu teftişe gelen kaymakam vekilini de tahkir etmişlerdi.42 Şehir halkı aldığı karar uyarınca artık Kuvva-i Milliye'nin varlığını göstermenin zamanının geldiği ve bu komiserlere hadlerinin bildirilmesi gerektiği üzerinde uzlaşmışlardı. Bunun üzerine bir grup kumpanyanın misafirhanesini kuşatırken, bir başkası torpidoyu gözetlemeye başladı. Gece yarısı sarhoş vaziyette misafirhaneden çıkan İngilizler, bir Kuvva-i Milliye müfrezesince durduruldu ve kanunen burada bulunmalarının yasak olduğu söylendi. Tepeden tırnağa silahlı bir müfrezeyi karşılarında gören komiserler, kibarca özür diledikten sonra torpidolarına kaçıp hemen Sinop'a doğru hareket ettiler.43
Temmuz ayından Kasım ayına kadar geçen süre zarfında İnebolu yavaş yavaş umutlanmaya, tüm bu karışıklıkların ve sorunların çözüleceğine inanmaya başlamıştı. Zira bu dönem milli bilincin uyanmaya başladığı, Ulu Önder Atatürk'ün Amasya Genelgesi'ni yayınlayıp, Erzurum ve Sivas Kongrelerini düzenlediği dönemdi. Kasım ayına gelindiğinde, ilçe halkı işgallere karşı direnişlerini düzenli bir şekilde yürütebilmek için bir cemiyet kurma kararı aldı. Aslında İnebolu'da Mondros Mütarekesi'nin kışkırttığı Rumlara karşı Türklük bilincini yaymak üzere 1918 yılında kurulan ancak resmi olmayan bir cemiyet vardı. "İnebolu Gençler Birliği" adı altında işe başlayan bu cemiyet, Anadolu'da kurulan ilk milli cemiyetlerden birisiydi.44 1919 Temmuz'unda bu topluluk, hazırladığı bir tüzükle cemiyetin adını "İnebolu Gençler Mahfeli" olarak değiştirmiş; amaçlarını ise özetle sosyal dayanışmayı güçlendirmek ve Türklük bilincini yaymak olarak tespit etmişti.45 Cemiyet, Türk Ocakları açılana kadar çalışmalarına devam etmiş, daha sonra Türk Ocakları ile birleşmiştir. Sonuç olarak, milli şahlanışın temellerinin atıldığı 1919 yılında, İnebolu'da taşkınlık yapan Rumlara ve İngiliz subaylarına gereken cevap verilmiş ve ilçe bir cemiyet altında organize olarak en heyecanlı günlerine hazırlanmaya başlamıştı. Zira İnebolu'nun önündeki iki yıl 2800 yıllık tarihinin en zor iki yılı olarak nitelendirilecekti. Bu iki yıl ve sonrası İnebolu'nun maddi ihtişamının savaş nedeniyle zayıfladığı; ancak, manevi ihtişamının aynı nedenden dolayı zirveye çıktığı dönem olacaktı.
1920 yılına kadar, mütareke şartları uyarınca İnebolu'ya gelip silahlara el koymak isteyen İngiliz subaylarına, depolardaki eski ve bozuk silahlar teslim edilmiş; diğer silahlar gizlice mahallelere dağıtılıp muhafaza edilmişti46 Bu silahlar daha sonra TBMM hükümetinin Milli Müdafaa vekaletine yollandı. Ancak, düşmanların çoğalması nedeniyle birlikler ve cepheler arttırılıyor, gönderilen silahlar askerlere yetmiyordu.
Sonunda Ağustos 1920'de bu soruna bir çare bulundu. Ruslarla bir dostluk antlaşması imzalayan TBMM hükümeti, SSCB'den silah ve para talep etti. Antlaşmaya göre, TBMM Hükümetine gönderilecek olan silah ve cephane, Ankara'ya oldukça uzak olan Trabzon limanı yerine İnebolu'ya taşınacak buradan da kağnılarla Ankara'ya nakledilecekti.47 Bu amaçla İnebolu'da bir "İrkap ve İhraç" yani bir yükleme-boşaltma kumandanlığı kuruldu.48 Artık İnebolu tarihinin en önemli görevine başlamıştı. Gemilerle İnebolu'ya gelen cephane, derhal yük taşımaya müsait denk kayıklarıyla kıyıya naklediliyor, buradan da çevre köylerden toplanan kağnılar ve at arabaları ile Ankara'ya gönderiliyordu.Yalnız bu faaliyet bölgedeki Rumlara duyurulmadan büyük bir gizlilik içinde yürütülmek zorundaydı. Tüm bu çalışmalara rağmen cephede silah sıkıntısı önemli boyutlardaydı. Ayrıca cepheye gönderilen tüfekler süngüsüzdü. Bu nedenle Kastamonu'da bir atölye kurulmuş ve evlerin pencere demirleri sökülerek bu atölyede süngü haline getirilip cepheye gönderilmişti.49 Cephelerde süngüden sonra ikinci önemli ihtiyaç dikenli teldi. Milli Mücadelenin ilk yıllarında yapılan savaşlar savunma savaşları olduğundan dikenli tele büyük bir gereksinme vardı. Bu nedenle İnebolulular, köylerdeki tüm telleri topladıkları gibi telefon tellerini bile sökerek Ankara'ya yollamışlardı.50
İnebolu'dan Ankara'ya gönderilenler sadece silah ve cephane değildi. Milli Mücadele boyunca aralarında Atatürk'ün yakın arkadaşlarının da bulunduğu pek çok subay İstanbul'dan Anadolu'ya geçmek için İnebolu'ya geliyorlardı. İnebolu'ya ilk subay kafilesi Haziran 1920'de Altay Vapuru ile gelen Veliaht Abdülmecit Efendi'nin yaveri Yümnü Bey ve beraberindeki iki teğmendi.51 Aslında Yümnü Bey'in Ankara'ya gönderilmek üzere İnebolu'ya gelmesi bir tesadüf değildi. Çünkü Mustafa Kemal o sıralarda padişah Vahdettin ile aralarında derin bir görüş ayrılığı bulunan Veliaht Abdülmecit'i Ankara'ya davet etmişti. Ancak Abdülmecit Ankara'nın bu davetini kabul edemedi. Yümnü Bey de Mustafa Kemal'in emrine girdi.
Bu arada cephane sevkıyatı Rusya'dan gelen silahların da artmasıyla iyice hızlanmıştı. Ağustos 1920'den Aralık 1921'e kadar gönderilen cephane miktarı koskoca bir kolorduya rahatlıkla yetecek nitelikteydi. Bu tarihler arasında İnebolu'ya toplam 52646 sandık tüfek mermisi, 34243 sandık top mermisi, 42390 adet piyade tüfeği, 4711 adet kasatura, 986 adet sahra topu, 100 adet mayın, 5000 adet el bombası, 1049 adet mavzer, 50 adet mitralyöz, 53 sandık gaz maskesi ve 341 adet makineli tüfek gönderilmiş ve bu cephaneler derhal Ankara'ya nakledilmişti.52
1921 yılı İnebolu'nun en yoğun geçen yılı idi. Cepheden gelen sevindirici haberler İnebolu'da büyük bir coşku ile karşılanıyordu. II. İnönü Zaferi'ni müjdeleyen telgraf şehre 3 Nisan 1921'de ulaşmış, şehri büyük bir sevince boğmuştu.53 Bu arada Mayıs sonlarında hiç beklenmeyen bir gelişme oldu. Veliaht Abdülmecit Efendinin oğlu Şehzade Ömer Faruk Efendi kendi arzusuyla Anadolu'ya geçmeye karar vermiş, bunun için bir yolcu vapurunun süpürgeliğine gizlenerek İnebolu'ya kadar gelmişti.54 İnebolu halkı bu beklenmedik konuğun gelişiyle büyük bir heyecanla sahile koşmuş, şehzadeyi karşılayarak Belediye Başkanı'nın konağında misafir etmişlerdi.55 Ancak Mustafa Kemal şehzadenin Anadolu'ya geçmesinin devrin şartlarınca tehlikeli olduğunu düşündüğünden Ankara'ya gönderilmesine müsaade etmedi. Şehzade de bunun üzerine "Jan" adlı bir Fransız Vapuru ile geri dönmek zorunda kaldı.56
Haziran 1921 İnebolu'ya en çok cephanenin geldiği aydı. İnebolu ve civarındaki tüm denk kayıkları limana toplanmışlardı. Denk kayıkları öylesine doluydu ki aralarından deniz görünmüyordu. Kayıklar gemilerden aldıkları sandıkları kıyıya çıkarıyor, kıyıda ise halk, cephaneleri, ya sırtında taşıyarak ya da yeni kurulan dekovil hattındaki taşıyıcılara yükleyerek şehrin deniz taarruzuna kapalı İkiçay mevkisine taşıyorlardı. Bu hızlı ve yorucu nakliyatın nedeni ise o sıralarda Yunan donanmasından iki savaş gemisinin İnebolu'ya doğru hareket ettiği haberinin alınmasıydı.57 Eğer cephane iç kesimlere taşınamazsa düşmanın eline geçecekti.
Bu istihbarat son derece doğruydu. 9 Haziran 1921 günü sabahı, Yunan Filosunun en büyük savaş gemilerinden biri olan Kılkış ve ondan biraz daha küçük bir torpido olan Panter İnebolu kıyısında demirledi.58 Limana çıkan Yunan subaylar liman reisi Neyyir Bey'e yazılı bir ültimatom verdi. Buna göre Mondros Mütarekesi hükümlerine aykırı olarak İnebolu'ya çok miktarda cephane ve subay sevkıyatı yapıldığından, iskelenin ve şehirdeki cephanenin teslimi, tüm denk kayıklarının batırılması ve şehrin ileri gelenlerinden on iki kişinin rehin verilmesi istendi. Aksi taktirde şehrin Lahey Konferansı kararları uyarınca bombalanacağı ihtarı yapıldı.59 Neyyir Bey ise durumu Ankara'ya bildireceklerini, ancak gerekirse savaşacaklarını ve bu çatışma sırasında Rum vatandaşlara gelecek zararlardan kendilerinin sorumlu olmayacaklarını bildirdi.60 Bu restleşmeler sırasında Neyyir Bey şehirde bulunan taşınabilir cephanenin İkiçay mevkiine taşınması için emir verdi.61 Bu işlem yerine getirilirken de, Rum mahallelerine jandarmalar gönderildi. Tüm Rumlar deniz taarruzuna karşı güvenli bir mevkide olan Ibras köyüne nakledildi. Bu insanlık karşısında şükran duyan Rum kadınları dahi cephane nakliyesine katkıda bulunmuşlardı. Bu arada stratejik mevkilere basit toplar yerleştirilmiş ve bir savunma hattı oluşturulmuştu.
Ankara'dan gelen teslim olmama emrinin bildirilmesi üzerine savaş gemileri bombardımana başladılar. Kıyıdaki tüm kayıklar, ilk etapta ufak toplarla batırıldı. Yine İnebolulu tüccarlara ait olan pamuk yüklü iki gemi de zayiatlar arasındaydı. Daha sonra sıra büyük toplara geldi. Büyük topların ateşlenmesiyle şehirde adeta kıyametler kopmaya başladı. Hükümet Konağı ilk hasar gören binalar arasındaydı. Pek çok konak ve çarşıdaki pek çok dükkan bombardıman sonucu yerle bir oldu. Taşınamayan cephanenin bulunduğu Reji ve Gümrük binalarına şans eseri gülle isabet etmedi. Ancak bu binalarda Türk Bayrağı asılı olduğundan Panter'in dikkatini çekti ve küçük mermilerle dövüldü. Buna rağmen herhangi bir infilak yaşanmadı. Tam bombardımanın yoğunlaştığı anda birden Kelseymen Tepesi'nde bulunan ve iki savaş gemisini de atış menziline alan bozuk sahra topu çalıştırılabildi ve ateşe başladı. İlk gülle Kılkış'ın kıç tarafına yakın bir noktaya düşünce her iki gemi de Kerempe Burnu açıklarına kaçmak zorunda kaldılar. Böylece İnebolu ilk bombardımanı atlatmış oldu.62
Bombardımandan sonra ilginç bir gelişme daha yaşandı. 13 Haziran'da İnebolu'ya gelen bir torpidodan çıkan iki İngiliz subayı, bombardıman esnasında İnebolu'ya gelen Rafet Paşa ile konuşmuşlar, kendilerinin General Harrington'un Mustafa Kemal ile görüşme teklifini iletmekle görevli olduklarını bildirmişlerdir. Bu teklif hemen Mustafa Kemal'e bildirilmiş ancak Mustafa Kemal, İngilizlerin Türklerin tam bağımsızlığını kabul etmedikleri sürece bir görüşmenin olmayacağını bildirmiştir. Böylece asıl amacı Yunanlılara zaman kazandırmak olan bu teşebbüs başarıyla engellenmiştir.63
Ağustos 1920'de yapılan Türk-Rus Dostluk Antlaşması uyarınca TBMM hükümetine belli bir miktar altın yollanması gündemdeydi. İşte bu altının külliyetli bir kısmı iki Rus denizaltısı tarafından Novrosiski'den İnebolu'ya getirilmiş ve böylece Rumlardan gizli olarak Ankara'ya gönderilebilmiştir.64 30 Temmuz 1921 İnebolu'nun son bombardıman tarihiydi. Kılkış zırhlısı yanında iki torpidoyla gelmiş ancak topyekün bir saldırıda bulunmaksızın yalnızca en ağır toplarından üç büyük gülle atarak geri dönmüştür. Bu gülleler ise maddi hasara yol açmıştır.65
Tüm bu gelişmeler esnasında İnebolu civarında, Milli Mücadele'ye katılmak yerine, Ankara'ya giden konvoyları soyan eşkıyalar türemişti. Bunlardan en tehlikelileri Cıva Hüseyin ve Kel Raif namında iki hayduttu.66 Bunlar Ankara'ya giden kırk subayı ve ailelerini Çuha Doruğu mevkisinde soymuşlardı. Bu gibi hareketlerin artması üzerine, Mustafa Necati Bey idaresindeki İstiklal Mahkemesi heyeti İnebolu'ya geldi. Bu esnada Cıva Hüseyin ve Kel Raif yakalanmıştı. Bunların mahkemesi sonucu idamlarına karar verildi ve her ikisi de Yahya Paşa Camii önünde asıldılar.67İstiklal Mahkemelerinin çalışmalarıyla İnebolu'daki eşkıyalık hareketleri tamamen sindirildi.
Savaş bitip, 1923 yılında cumhuriyet ilan edildiğinde İnebolu, tarihi görevini başarıyla yerine getirmenin huzuru içindeydi. Şimdi sıra bu başarılı çalışmanın ödüllendirilmesindeydi. İnebolu 1930 yılına kadar geçen zamanda iki büyük ödülle ödüllendirilecekti.
Bir Devrimin Ev Sahibi Olmak
İlk ödül, cumhuriyetin ilanından hemen sonra geldi. TBMM'nin 11 Şubat 1924'te aldığı kararla İnebolu Mavnacılar Loncası'na bir İstiklal Madalyası verildi. Bu ödülün bir eşi hiç kimseye nasip olmamıştı; çünkü bir topluluğa verilen tek İstiklal Madalyası bu madalya idi. Madalya beratında şunlar yazıyordu: " Maksad-ı ulvinin husulü için azami ibraz-ı mesai eylediğinden dolayı Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 11-2-1340 tarihinde vuku bulan birinci içtima senesi 99. içtimaının birinci celsesinde ziirde hüviyeti muharrer İnebolu Mavnacılar Loncası'na bir kıta beyaz şeritli İstiklal Madalyası verilmiştir."68 Böylece İnebolu savaş esnasında göstermiş olduğu tüm fedakarlıkların karşılığını almış oluyordu.
İkinci ödül ise aslında hem İnebolu'ya hem de Türk milletine verilmişti. Bu ödül 1925 yılında Ulu Önder Atatürk'ün İnebolu'ya gelmesiydi. Ödülün milleti ilgilendiren kısmı ise hayli önemliydi. Atatürk İnebolu'ya yalnızca bir ziyaret amacıyla gelmemişti. İnebolu'nun Türk milletini aydınlığa çıkaracak inkılaplardan birine mekan olacağını, o devirde Atatürk ve bazı yakın arkadaşlarından başka hiç kimse tahmin edemezdi. Bu inkılap kılık-kıyafet devrimiydi.
Gerçekten de Atatürk'ün Kastamonu ve İnebolu seyahatleri herkes tarafından her zamanki yurt gezilerinden biri olarak değerlendiriliyordu. Oysa Atatürk Kurtuluş Savaşı'nda en fazla şehit veren illerden biri olan Kastamonu'yu ve savaşın kazanılmasında büyük rol sahibi olan İnebolu'yu bilhassa bir devrime mekan olmaları için seçmişti. Bu amacını ise Kastamonu'ya geldiği gün arabasından panama şapkasıyla çıkmasıyla belli etti. Halk önceleri bu görüntüyü şaşkınlıkla karşılasa da daha sonra alışmaya başlamıştı. Atatürk Kastamonu'da ilçelerden gelen heyetleri kabul ettiği sırada Mustafa Selim İmece başkanlığındaki İnebolu heyetine oldukça ilgi göstermiş ve Mustafa Selim'in yaptığı daveti kabul ederek 25 Ağustos 1925 tarihinde İnebolu'ya geleceğini bildirmiştir.69 Bundan sonra ilçede hummalı bir faaliyet başlamış, halk 25 Ağustos'u heyecanla beklemeye başlamıştı. O gün geldiğinde, binlerce insan köylerden Atatürk'ü görmek için sabahın erken saatlerinde İnebolu'ya gelmişti. Atatürk çarşıya "İlk zafer yolu İnebolu'ya safa geldiniz sevgili Gazi" levhasıyla süslenmiş bir takın altından geçerek girdiğinde şehir adeta alkıştan ve tezahürattan sarsılıyordu.70Gazi ve beraberindeki milletvekilleri yapılan karşılama töreninden sonra ikametlerine ayrılan Belediye Başkanı Karagülleoğlu Hüseyin Bey'in konağına yerleştiler.71 Ertesi gün öğlene kadar konakta istirahat eden Ulu Önder daha sonra beraberindekilerle Belediye Binası'na giderek burada çeşitli heyetleri kabul etti. Özellikle bir yıl önce İstiklal Madalyası ile onurlandırılan mavnacılar loncasına çok iltifat etti. Bundan sonra Hükümet Konağı'na geçen Gazi burada İnebolu'yu ve denizcileri en iyi anlatan Heyamola oyununu izledi. 12 denizciden oluşan bir grubun, yine 12 denizciden oluşan ikinci bir grubun omuzlarına çıkarak bir kule oluşturmaları ve Heyamola Türküsü ile beraberliklerini ve yaşadıkları zorlukları sergiledikleri bu oyun, Atatürk'ü gerçekten de çok duygulandırmıştı. Gece ise şehirde emsali o güne dek görülmemiş büyüklükte ve coşkuda bir fener alayı düzenlendi. Bütün çarşıyı dolaştıktan sonra Ata'nın kaldığı konağın önünde son bulan fener alayına bizzat Atatürk de katılmıştı. Burada bir konuşma yapan Gazi, İnebolululara kendisine gösterdikleri konukseverlikten dolayı teşekkür etti.72
Takvimler ertesi günü yani 27 Ağustos 1925'i gösterdiğinde ise büyük gün gelip çatmıştı. Ulu Önder öğleye doğru Türk Ocağı binasına gelmiş ve burada tarihi nutkuna başlamıştır. Öncelikle İnebolululara bir kez daha teşekkür etmiş ve gelişinin asıl amacını açıklamaya başlamıştır: "... medeniyim diyen Türkiye'nin hakikaten medeni olan halkı baştan aşağı harici vaziyetiyle dahi medeni ve mütekamil insanlar olduklarını fiilen göstermeye mecburdurlar. Bu son sözlerimi vazıh ifade etmeliyim ki bütün memleket ve cihan ne demek istediğimi suhuletle anlasın."73 Daha sonra Ulu Önder Türk milletine yakışan kılık kıyafeti şu şekilde belirlemiştir: " ...Medeni ve beynelmilel kıyafet milletimiz için layık bir kıyafettir. Onu giyeceğiz. Ayakta iskarpin veya potin, üstünde pantolon, yelek, gömlek, kravat, ceket ve bittabi bunların mütemmimi olmak üzere başta siperi şemsli serpuş."74 Bundan sonra ise sözlerini şu cümleyle aksini savunacaklara karşı mühürlemiştir: " Bunu açıkça söylemek isterim, bu serpuşun ismine şapka denir."75
Bu nutuk, Türk Milleti'nin tarihinde gerçekten bir dönüm noktasıdır. Çünkü Türk Milleti bu nutkun temsil ettiği kılık kıyafet inkılabıyla layık olduğu görünüm ve mevkii elde etmişti. Bu, yeniliğin sembolü olan siperi şemsli serpuşun, karanlık bir devrin son kırıntısı olan fese karşı nihai zaferiydi.
1880-1930 yılları arasındaki 50 yıl İnebolu'nun tek kelimeyle özetlenebilecek yıllarıydı: İhtişam. Giritli Sırrı Paşa'nın İnebolu'ya kazandırdığı hazine olan liman sayesinde ekonomik gelişimine başlayan şehir, Abdurrahman Nurettin Paşa'nın çalışmalarıyla, dokuz yıl içinde kültürel ve mimari alanlarda da zirveye ulaşmıştı. 1891-1914 yılları arasında ise bu gelişim sürse de; başka sorunlar, önemli ölçüde hızının kesilmesine neden olmuştu. İnebolu'da kurulan ilk Pontus cemiyeti ve faaliyetleri nedeniyle Türklerin ve Rumların arası açılmış, yüzyıllardır beraber yaşayan bu iki millet kanlı bıçaklı hale gelmişti.
Bunu takip eden I. Dünya Savaşı yılları ise şehrin manevi ihtişam yıllarına zemin hazırladı. Zira Kurtuluş Savaşı yıllarında İnebolu'ya yüklenen görev son derece ağırdı. İnebolu bu devirde İstanbul'dan Milli Mücadele'ye katılmak üzere Anadolu'ya geçecek olan subayların uğradığı liman ve İstanbul'dan ve Rusya'dan kaçırılan silahların cepheye gönderiliği İstiklal Yolu'nun başlangıcıydı. İnönü ve Sakarya Savaşlarının kazanılmasında çok önemli bir rol oynayan şehir, savaş sonrasında ise hem İstiklal Madalyasıyla hem de Türk Milleti'nin modernleşmesinde önemli bir adım olan kılık kıyafet inkılabına ev sahipliği yapmakla onurlandırılmıştı. Sonuç olarak bu 50 yıl, İnebolu'nun tarihinde daha önce hiç yaşamadığı ve daha sonraki dönemlerde benzeri yaşanmayan bir devir olmuştu.
ALINTIDIR.
Turgut ÖZAKMAN 05.12.2005 Hürriyet Gazetesi
Artık Yiğit İnebolu olsun
SAYIN milletvekillerine açık dilekçeTürkiye Büyük Millet Meclisi Milli Mücadele sırasındaki emsalsiz çabalarını dikkate alarak Antepe Gazi, Maraşa Kahraman, Urfaya Şanlı sanlarını vermiştir. Böyle bir sanı hak etmiş bir küçük şehrimiz var: İnebolu.
Anadoluya geçmek için işgal kuvvetlerinin izni gerekiyordu. Amaçları subayların, askeri öğrencilerin, doktorların, eczacıların, imalat-ı harbiye ustalarının Anadoluya geçerek Milli Mücadeleye katılmalarını önlemekti. Gizli örgütler bu gibi kimselere sahte kimlikler veriyor, kimilerini de Anadoluya geçebilsinler diye gemilere tayfa, ateşçi diye yerleştiriyordu.
KURUŞ İSTEMEDİLER
Mesela Kur. Yzb. Cevdet Kerim İncedayı (ileride milletvekili ve bakan) Anadoluya Nikomedya adlı İtalyan bandıralı bir geminin ateşçisi olarak geçmiştir.
Başlıca iniş limanı İneboludur. İnebolulular bu insanları büyük bir konukseverlikle karşılıyorlardı.
İstanbuldaki ambarlardan binbir zorlukla çıkarılan, Türk gemileri ve motorları tarafından Rusyadan getirilen silah, cephane ve askeri malzeme de, büyük çoğunlukla İneboluya indirilmekteydi.
Bu yükleri İnebolulu kayıkçılar gemilerden alıp kıyıya çıkarıyor, İnebolu halkı da İnebolunun gerisindeki cephaneliğe taşıyordu. Bu gönüllü hizmet üç yıl boyunca durmaksızın devam etmiştir. Bu hizmete karşılık ne kayıkçılar para istemiştir, ne de taşıyanlar. Çevre köylerdeki kağnılar da bu millet mallarını yaz-kış, durmaksızın, karıncalar gibi Ankaraya taşımışlardır.
Yunan savaş gemilerinin tehditlerine, şehri ateş altına almalarına (9 Haziran 1921) rağmen, İnebolu yılmamış, bu milli görevi aksatmamıştır. Milli Mücadelenin zaferle sonuçlanmasında İnebolunun da payı büyüktür.
HAKLARIDIR
Sayın milletvekilleri!
Geç kalmış bir hakkı yerine getirmek, bu borcu ödemek için İnebolu adının başına Yiğit sanının getirilerek İnebolunun adının Yiğit İnebolu olarak değiştirilmesini öneriyorum.
Gereğini arz ederim.
Bu san İneboluya anasının ak sütü gibi helaldir.
Müthiş fedakarlık
Anadoluya açılan kapı konumundaki İneboluyu koruyan bir kıyı topçu birliği. (Üstte) İstanbuldan, İzmitten kaçırılan silah, cephane gemilerle getirildiğinde İnebolulu kayıkçılar hemen kıyıya taşıyordu. Sonra kağnı ya da İnebolu kadın ve erkeğinin sırtında cepheye.
Madalyalı mavnacılar
İnebolulu Mavnacılar Loncası Kurtuluş Savaşındaki üstün hizmetlerinden dolayı 11 Şubat 1924 tarihinde TBMM tarafından İstiklal Madalyası ile taltif edildi.
-------------------------------------------------------------------------------------------
Sayın Turgut Özakman'ın 05.12.2005 tarihli "Artık Yiğit İnebolu olsun" yazısını büyük beğeni ile okudum ve İnebolu hakkındaki bu övgü dolu yazısına bir İnebolu'lu olarak çok teşekkür ederim. Ancak dilekçesine katılmıyor ve isminin 'Yiğit İnebolu' olarak değiştirilmesini istemiyorum.
İnebolu, bütün Anadolu gibi, Kurtuluş Savaşımıza katkısını yapmış ve ne mutlu ki Yüce Meclisimiz bunu değerlendirek, İnebolu'nun kahramanlığını, yiğitliğini, karşılıksız mücadelesini İstiklal Madalyası ile ödüllendirmiş, halkını en iyi şekilde onurlandırmıştır. Sayın Özakman'ın da belirttiği gibi İnebolu'nun yiğitliğini ve kahramanlığını tarih yazmakta, gaziliğini belgeler kanıtlamaktadır.
Yigit adini kullanmak İnebolu'ya hicbir katki saglamayacak, aksine milyonlarca bilgi ve belgenin değiştirilmesi zorunluluğu doğuracaktır. Meclisimizin İnebolu'ya katkısı, ismini değiştirmekten çok, senelerdir bitirilemeyen limanın tamamlanması için girişimde bulunması olabilir.
Büyük vatansever sayın Özakman'ı incitmek istemiyorum ama İnebolu'yu İnebolu adıyla seviyorum.
Saygılarımla,
Hasan Ergün
::ANA SAYFAYA DÖN::
yasinsarul_3220@hotmail.com
Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın
|